Rahmete Yolculuk..

Cenab-ı Mevlâ müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de mealen şöyle buyuruyor:

“…Gitmeye imkân bulabilenler için evimi (Kâbe’yi) haccetmek, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır…” (Âl-i İmran 97)

Ayet-i kerimedeki “imkân bulabilenler” ifadesinin şartları âlimlerimiz tarafından belirlenmiş, ilmihaller başta olmak üzere fıkıh kitaplarımızda tafsilatıyla anlatılmıştır. Her müminin kendi şartlarını bu ölçülere göre değerlendirip, anlamakta zorlandığı hususları liyakat sahiplerine sorarak hareket etmesi gerekir. Gerekli şartları taşıyanların ömürlerinde bir kez hac yapması farzdır.

Günümüzde yeterli imkâna sahip olsalar da, kontenjan sınırlı olduğu için ancak kura neticesinde hacca gidilebildiğini, bazen birkaç yıl beklendiğini unutmamak gerekiyor. Bu durumda üzerine hac farz olan her bir müminin ertelemeden hacca niyetlenmesi, kaydını yaptırması lazımdır.

Cenab-ı Mevlâ Kur’an-ı Kerim’de, dünya hayatında yapmadığı ameller için ahirette pişman olanların şöyle dediğini bildirir:

“…Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!..” (Münâfikûn 10)

Müfessirlerin sultanı İbn Abbas r.a. bu ayet-i kerimeyi şöyle tefsir etmiştir:

“Zekât vermeksizin ve hacca gitmeksizin ölen kimse dünyaya geri döndürülmeyi ister. Bu ayet-i kerime müminler için ağır bir hüküm içermektedir.”

Âlimlerimizin tamamı imkânı olan kişinin hac ibadetini geciktirmemesi gerektiğini söylemişlerdir. Eskiden, giden kişi padişah bile olsa aylarca süren yolculuk zahmeti vardı. Hacılar ayrıca yol boyunca tehlikelerle karşı karşıya kalıyordu. Günümüzde kontenjan sınırlı olsa da artık ulaşım ve konaklama zahmet olmaktan çıkmış, şükredilecek bir nimet haline gelmiştir.

Bilindiği üzere farz haccın zamanı Zilhicce ayının ilk on günüdür. Fakat “hac ayları” olarak tarif edilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarında mukaddes beldelerde olmak, hac öncesi umre ve bu kapsamdaki ibadetler büyük sevap vesilesidir.

Hacca gitmeden borçları ödemek, insanlarla helalleşmek ve sonra ihlâs ile niyet ederek yola çıkmak lazımdır. Bu yolculuk Cenab-ı Mevlâ’nın emrine itaat etmek, çağrısına icabet etmektir.

Günümüzde artan imkân ve kolaylıklar sayesinde insanlar dünyanın dört bir yanını gezip görebiliyor. Dinimizin hükümlerine muhalif bir husus olmadığı sürece bunda bir beis yoktur. Hatta müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de beyan edildiği üzere ibret vesilesidir.

Fakat unutmamak gerekir ki, imkân ve fırsat ele geçtiğinde ziyaret için ilk gidilecek yer Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’dir. Çünkü bu ziyaret ile sadece üzerimize farz olan bir ibadeti ya da umre sünnetini eda etmiş olmayız. Kalbimiz şenlenir, ibadetlerimiz tazelenir, ümidimiz kuvvetlenir. Orada dünyanın dört bir yanından gelen mümin kardeşlerimizle Beytullah’ı tavaf ederek, Safa ve Merve arasında sa’y ederek, Arafat’a çıkarak, Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’in ravzasını ziyaret ederek, İslâm’ın ilk neslinin hatıralarıyla, maddi manevi bir huzur ile memleketimize döneriz.

Hac ibadeti hem mâlî hem bedenî bir ibadettir. Hac yolculuğu, orada ikamet, kurban kesmek ve sadaka vermek gibi ibadetler malımızın temizlenmesine vesile olur. Bedenen orda olmamız, ihrama girerek Cenab-ı Mevlâ’nın yasaklarına riayet etmemiz de imanımızı kuvvetlendirir.

Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Kabul edilmiş haccın karşılığı ancak cennettir.” (Buhârî, Umre 1; Müslim Hac 437; Tirmizî, Hac 2-88)

Yine buyurmuştur ki:

“Haccın iyiliği güzel söz söylemek ve yoksullara yedirmektir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III-325; Hâkim, Müstedrek, I, 484)

Hac ibadetinde pek çok hikmet vardır. Bu hikmetlerin tahakkuku için farz, vacip, sünnet ve edeplere riayet etmek önemlidir. Ebu Tâlib el-Mekkî hazretleri şöyle buyurmuştur:

“Hacı, dikkat çekici giysilerden ve insanların gözüne takılacak eşyalardan sakınmalıdır. Zenginlere, mal mülk biriktirmeyi seven ve bununla övünen dünya ehline benzemekten kaçınmalıdır. Aksi halde kibir ehli insanlardan yazılır. Orada nimet ve rahatlık için de kendini zorlamamalıdır. Çünkü bunlar Allah Tealâ’nın yolunda güzel görülmemiştir. Allah yolunda sıkıntı, çile, susuzluk ve zorluk artıkça yapılan amelin fazilet ve sevabı da o derece artar. Peygamber Efendimiz s.a.v. bir devenin üstünde haccetmişti. Altında sade bir palan ve dört gümüş para değerinde eski bir kadife örtü vardı.”

Bu nasihatler haccı sıkıntıya, zorluğa çevirmek için değildir. Sadece herkesin elindeki tabii imkânların üstünü zorlamamak, orada birçok zahmetin olduğunu, olacağını bilerek gitmek gerektiğini ifade etmektir. Evet; tavafın kendine göre bir zorluğu vardır; sa’y ve diğer ibadetlerin de öyle… Bütün bunları milyonlarca mümin ile birlikte yapıyor olmanın, alışık olmadığımız bir sıcaklık altında, izdiham içinde ibadetlerimizi eda ediyor olmanın zorluğu bellidir. Bu zorluklardan kaçınmak, ibadetlerin faziletinden de mahrum olmak demektir.

Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v.’in şu iki hadis-i şerifi günümüz müminleri için manidardır:

“Hac, saç baş dağınıklığı ve toz toprak içinde kalmaktır.” (İbn Mâce, Menâsık 6)

“Allah Tealâ meleklerine şöyle buyurur: Benim evimi ziyaret edenlere bakın. Onlar derin vadilerden saç baş dağınık ve toz içinde bana geldiler.” (Ebu Ya’lâ, Müsned, Nr. 4106; Heysemî, Zevâid, III, 257)

Bu zahmetler artık günümüzde yok. Hacıların büyük bir kısmı uçakla mukaddes beldelere ulaşmakta, otellere yerleşmektedir. Bu mekânların hemen hepsi belli bir standartta hizmet sunmakta, serin odalarda hacıları ağırlamaktadır. Harameyn’de açık alanlar bile büyük klimalarla serinletilmekte, hacıların zahmeti azaltılmaktadır. Şüphesiz bunca nimetin ve kolaylığın karşılığı ihlâs ile ibadet, dua ve şükürdür.

Müminlerin hacda sadece ibadetle meşgul olması, İslâm dünyasının çeşitli ülkelerinden gelen kardeşlerini çekiştirmemesi çok önemlidir. Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. şöyle buyurmuştur:

“Yemenliler hacıların süsüdür.” (Heysemî Zevâid, 10-55)

Âlimlerimiz bu hadis-i şerifin söylenme sebebini şöyle izah etmişlerdir: Hacı, giyecek ve kullandığı eşya bakımından Yemenlilere benzemeye çalışmalıdır. Onların hacda izledikleri yol ve âdetleri takip etmek, Selef-i Sâlihîn’in takip ettiği yola girmektir. Allah Rasulü s.a.v. ve ashabının izinden gitmektir. Onların az malla yetinip, halka fazla karışmadan yaşamaları övülmüştür.

Belki günümüzde o Yemenli hacıları bulamayabiliriz. Fakat bu hadis-i şerif bize, sade yaşayan, ibadetle meşgul olan, insanlara zahmet vermeyen, mukaddes beldelerde çarşı pazardan ziyade Harameyn’de vakit geçiren müminleri örnek almak gerektiğini işaret eder. Hac yolculuğu esnasında Allah dostlarının sohbetlerine kulak vermek, tavsiyelerine uymak bu işaretleri tanımayı kolaylaştıracaktır.

Yine mukaddes bir zaman dilimindeyiz. Hac mevsimini ve kurban bayramını idrak ediyoruz. Cenab-ı Mevlâ bizlere mübarek beldeleri ziyaret etmeyi, buraların edebine riayetle ibadetlerimizi eda etmeyi nasip eylesin. Hac nasip olan kardeşlerimizin haclarını mebrûr hac eylesin. Bayramınız mübarek olsun.

Tevfik ve inayetiyle…
M.Mübarek ElHüseyni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir